Mar 23 / Ceren Metin

Patojen Tehdidi Karşısında Sinir Sistemimiz: Yaklaş ya da Kaç

Bir düşünün. Sevdiğiniz biri grip olmuş. Ateşi var, halsiz. Yatağa uzanmış. Belki bir çorba istiyor, belki sadece yanında birinin oturmasını. 

Böyle bir durumda çoğu insanın ilk tepkisi geri çekilmek olmaz. Tam tersine yaklaşırız. Yanına oturur, onunla ilgileniriz.

Bu oldukça tanıdık bir sahnedir. Ama aynı zamanda bir paradoks içerir.

Çünkü hasta birine yaklaşmak, bulaş riskini de beraberinde getirir.

Antropolojik değerlendirmelere göre, bulaşıcı hastalıklar tarih boyunca savaşlar, doğal afetler ve bulaşıcı olmayan hastalıklardan daha fazla ölüme yol açmış olabilir (Inhorn ve Brown, 1990).

Bu açıdan bakıldığında, enfeksiyon riski taşıyan birinden uzaklaşmak daha güvenli görünür. Deneysel araştırmalar da hastalıkla ilişkilendirilebilecek ipuçları taşıyan bireylerden sosyal olarak kaçındığımızı ve bu kişilerle temas kurmaktan daha fazla rahatsızlık duyduğumuzu desteklemektedir (bkz. Fan ve ark., 2022; Kouznetsova ve ark., 2012).

Peki o zaman, böylesi bir tehdidi tespit edip kaçınmak için harekete geçmiş bir sinir sistemi, nasıl oluyor da yaklaşmayı ve bakım vermeyi mümkün kılabiliyor?

Bu soruyu, Polivagal Enstitüsü ile iş birliği içinde çalışan ve polivagal performans danışmanı olan Michael Allison’a yöneltme fırsatım oldu. Aldığım yanıt, sinir sistemimizin güvenlik ve tehdit karşısında verdiği yanıtların düşündüğümüzden çok daha incelikli biçimde düzenlendiğini gösteriyordu.

Bunu anlamak için önce sinir sistemimizin çevremizi nasıl taradığına ve tehdit karşısında nasıl organize olduğuna kısaca bakalım.

Nörosepsiyon ve Sinir Sistemimizin Üç Temel Yanıtı

Farkında olmasak da, her gün çevremizdeki sayısız ipucunu okuyarak dünyada dolaşıyoruz. Bu, bilinçli bir gözlem değil; daha çok bedenimizin otomatik olarak yaptığı bir yoklama gibidir.

Polivagal teori, bu farkındalık dışı tarama sürecini nörosepsiyon olarak adlandırır (Porges, 2003).

Nörosepsiyon, çevremizdeki insanları, kendi bedenimizi ve bulunduğumuz ortamı sürekli olarak güvenlik ve tehlike ipuçları açısından sezmemizi sağlar. Tıpkı nefes almak gibi, bu taramayı yapmaya karar vermeyiz, bedenimiz zaten yapar.

Bu süreç yalnızca dış dünyayı okumakla kalmaz; aynı zamanda sinir sistemimizin hangi durumda olacağını da belirler.

Polivagal teoriye göre, otonom sinir sistemimiz üç temel tepki durumu etrafında organize olur (Porges, 2007):
Sosyal bağlantı durumu (ventral vagal sistem): Güvenlik ipuçları baskın olduğunda aktifleşir. Bu durumda kendimizi daha sakin, açık ve başkalarıyla bağlantıda hissederiz.
Mobilizasyon durumu (sempatik sistem): Tehlike ipuçları algılandığında devreye girer. Beden harekete hazırlanır; savaş ya da kaç tepkileri ortaya çıkar.
Immobilizasyon durumu (dorsal vagal sistem): Tehlike çok yoğun olduğunda ortaya çıkar. Donma, kapanma ve geri çekilme görülebilir.

Bu üç durum sabit değildir, sürekli olarak değişir ve kimi zaman iç içe geçer.

Yani sinir sistemimiz yalnızca tehlikenin olup olmadığına karar vermez; aynı zamanda bedenimizi o duruma uygun şekilde organize eder.

O halde tehditler karşısında neden ve nasıl mobilize olduğumuz açıktır.

Ancak mobilizasyon bizi savaşmaya ya da kaçmaya hazırlıyorsa, bazı durumlarda bu enerji nasıl olur da bakım vermeye yöneltiliyor olabilir?

Patojen Tehdidi Neden Farklıdır?

Savaş, kaç ya da don tepkileri; yırtıcılar gibi çevresel tehditler söz konusu olduğunda oldukça uyumludur.

Ancak insan aynı zamanda yüksek derecede sosyal bir türdür. Bu da tehditlerin önemli bir kısmının diğer insanlardan geldiği anlamına gelir.

Patojen tehdidi bu açıdan diğer tehditlerden ayrılır.

Çünkü burada tehdit bir yırtıcıdan değil, ilişki kurduğumuz birinden gelir. Yani tehdit, sosyal bir bağlam içinde ortaya çıkar.

Bu da durumu kökten değiştirir.

Hayatta kalmak yalnızca tehlikeden uzaklaşmaya değil, aynı zamanda sosyal ilişkileri sürdürmeye de bağlıdır. Bu nedenle sinir sistemimiz yalnızca “tehlike var mı?” sorusuna yanıt vermez; aynı zamanda “tehlike kimden geliyor?” sorusunu da hesaba katar.

Başka bir deyişle, sinir sistemimiz kiminle bağlantıda kalmanın önemli olduğunu da değerlendirir.

Bu nedenle patojen tehdidi karşısında verilen yanıtlar tek başına savaş-kaç tepkisine indirgenemez. Burada daha esnek bir düzenleme söz konusudur.

Vagal Frenin Gücü

Peki bu esneklik nasıl mümkün olur?

Bu sorunun yanıtı, “vagal fren” kavramında yatıyor.

Polivagal perspektife göre belirleyici olan yalnızca sempatik aktivasyon değil, bu aktivasyonun nasıl düzenlendiğidir.

Eğer nörosepsiyon, tehdit ipuçlarının yanı sıra güvenlik ve bağlantı sinyallerini de tespit ediyorsa, mobilizasyon farklı bir yöne yönlendirilebilir.

Bu noktada devreye ventral vagal sistem girer.

Ventral vagal sistem, sosyal bağlantı ve güvenlik ipuçlarına duyarlı bir düzenleme mekanizmasıdır. Bu sistemin önemli işlevlerinden biri, vagal fren olarak adlandırılan etkidir.

Vagal fren, bir arabanın freni gibi çalışır. Sistemi tamamen durdurmaz; yavaşlatır ve dengeler. Bu sayede sinir sistemi tamamen savunma moduna geçmeden mobilize olabilir.

Yani sempatik sistemin yarattığı enerji ortadan kalkmaz; aksine bağlama uygun şekilde yönlendirilir.

Bu da önemli bir sonucu mümkün kılar:
Mobilizasyon her zaman kaçınmaya gitmek zorunda değildir.
Bazı durumlarda bu enerji, yaklaşmaya ve bakım vermeye yönlendirilebilir.
Özellikle tehdit, aynı zamanda bağ kurduğumuz birinden geliyorsa, sinir sistemi yalnızca mesafe koymayı değil, bağlantıyı koruyarak yanıt vermeyi de mümkün kılar.

Sonuç

Patojen tehdidi, sinir sistemimizin işleyişine dair önemli bir noktayı görünür kılar: Mobilizasyon tek bir davranışa sabitlenmiş değildir.

Aynı fizyolojik hazırlık, bağlama bağlı olarak farklı yönlere gidebilir. Özellikle tehdit, ilişki kurduğumuz birinden geldiğinde, sinir sistemi yalnızca mesafe koymayı değil, bağlantıyı koruyarak yanıt vermeyi de mümkün kılar.

Bu nedenle bazı durumlarda adaptif yanıt kaçınmak değil, yaklaşmak olabilir.

Bu yazı, polivagal teori ile sosyal davranışların kesiştiği noktaya dair küçük bir düşünme daveti. Umarım sizde de benim yaşadığım merakı uyandırır.

Okuyan herkese teşekkür ederim.

Ceren METİN

Dipnot: Yazıda bahsi geçen hastalıklar, insandan insana geçen 'non-zoonotic infectious disease' hastalıklardır.

Kaynakça:

Fan, L., Tybur, J. M., & Jones, B. C. (2022). Are people more averse to microbe-sharing contact with ethnic outgroup members? A registered report. Evolution and Human Behavior, 43(6), 490-500.

Inhorn, M. C., & Brown, P. J. (1990). The anthropology of infectious disease. Annual Review of Anthropology, 89-117.

Kouznetsova, D., Stevenson, R. J., Oaten, M. J., & Case, T. I. (2012). Disease-avoidant behaviour and its consequences. Psychology & Health, 27(4), 491-506.

Porges, S. W. (2003). The polyvagal theory: Phylogenetic contributions to social behavior. Physiology & Behavior, 79(3), 503-513.

Porges, S. W. (2007). The polyvagal perspective. Biological Psychology, 74(2), 116-143.

ile oluşturuldu